SORUŞTURMA EVRESİNDE ŞÜPHELİNİN İFADESİNİN ALINMASI USULÜ VE DELİL DEĞERİ TRDizin

SORUŞTURMA EVRESİNDE ŞÜPHELİNİN İFADESİNİN ALINMASI USULÜ VE DELİL DEĞERİ TRDizin

Zaman içinde toplum gereksinimlerinin değişmesi yeniihtiyaçlara uygun önlemlerin alınmasını, var olanların güçlendirilmesini,geliştirilmesini ya da gereksiz olanların kaldırılmasını zorunlu kıldığından,izlenen suç ve ceza politikasına uygun olarak gerekli yasal önlemleri almakkanun koyucunun görevidir. Hukuk devletinde, ülkenin sosyal, kültürel yapısı,etik değerleri ve ekonomik hayatın gerekleri dikkate alınarak ceza siyasetini,idari yaptırımları, kamu düzeninin sağlanması için alınacak idari önlemleribelirleme yetkisi de kanun koyucuya aittir. Kanun koyucu, kendisine tanınantakdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararıölçütlerini göz önünde tutarak çeşitli düzenlemeler yapabilir. Maddesinde, “Devletin temel amaç vegörevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkeninbölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumunrefah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayansiyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevîvarlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”denilmektedir. Buna göre, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak Devletin temel amaç ve görevlerindendir. (5) Erişimin engellenmesini talep eden kişiler, internet ortamındayapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğindenbahisle erişimin engellenmesi talebini talepte bulunduğu saatten itibaren yirmidört saat içinde sulh ceza hâkiminin kararına sunar. Hâkim, internet ortamındayapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edilipedilmediğini değerlendirerek vereceği kararını en geç kırk sekiz saat içindeaçıklar ve doğrudan Başkanlığa gönderir; aksi hâlde, erişimin engellenmesitedbiri kendiliğinden kalkar.

6 kapsamındaki düzenlemelerindolayısıyla âdil yargılama ilkesinin uygulama alanının sadece mahkemedekiyargılama süreci değil, aynı zamanda bu süreçten önceki ve sonraki aşamaları dakapsadığını belirtmek gerekir. Gerekse 36.maddesinde adlî ya da idari vs. ya da soruşturma – kovuşturma makamı vs. ayrımıyapmadan, herkesin, yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak âdilyargılanma hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Şu hâlde âdil yargılama ilkesikolluk ve Cumhuriyet savcılığı tarafından gerçekleştirilen duruşma öncesisoruşturmaları kapsadığı gibi, bir kararın infazı ile ilgili duruşma sonrasıuygulamaları da kapsar. Bu sebeplerle, 3359 sayılı Kanunun ek 7. Maddesi çerçevesindeyapılan ihalelere karşı açılan davalarda verilen yargı kararlarının sonuçsuzkalmasının yolunu açan dava konusu kuralın Anayasanın 2., 125. Maddelerineaykırı olduğu düşünülmektedir. İptali istenen ibarelerden  “.üst hakkı tesisineyönelik hükümleri ile.” kısmına ilişkin ret kararı kanaatimizceisabetli olmakla beraber;  “. ve 4 üncü maddesinin dokuzuncufıkrası.” ibarelerinin iptali talebinin de reddedilmesi isabetliolmamıştır.

Bu karara karşı sulh cezamahkemesine itiraz edilebilir” şeklinde bir düzenleme getirilmiş idi.Görüldüğü üzere, erişim engelleme tedbirinin devamlılığı için sulh cezahâkiminin onayını alma zorunluluğu, tedbirin TİB başkanının emri üzerine alındığıdurumlara özgü olmak üzere kaldırılmış bulunuyordu. Her ne kadar, “Bu kararakarşı sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir” ibâresi, 6527 sayılı Kanunun 18.maddesi ile, “Bu maddenin sekizinci fıkrası kapsamında Başkan tarafındanverilen erişimin engellenmesi kararı, Başkanlık tarafından, yirmidört saatiçinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saatiçinde açıklar.” biçiminde değiştirilmişse de, değiştirilen ifadede, hâkiminonayına sunulmaması halinde engelleme kararının doğrudan kalkmış sayılacağınailişkin bir ifade olmaması, yine bir eksikliktir ve -kanaatimizce- maddeninöngördüğü düzenlemeyi bir bütün olarak sakatlamaktadır. Maddesi ile 2886 sayılı Devlet İhaleKanunu’nun 84. Maddesine eklenen dördüncü fıkrasıyla ise; 2886 sayılı Kanun’un83.

  • Ancak burada,değişikliğin gerçekleşebilmesi, Bakanın onayı ile değil, Yüksek PlânlamaKurulunun yetkilendirmesi ile gerçekleşebilecektir.
  • Bu nedenle yürürlükte bulunan yasaldüzenlemelere göre verilmiş yargı kararlarını geçersiz kılan yasal düzenlemeleryapılması, hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmadığı gibi düzenlemedenyararlanacak kişilerin tek tek belli olması kamu yararı ilkesiyle örtüşmemekteve ayrıca mahkemelerin somut olaylar hakkında vermiş olduğu kararların yasamaorganı tarafından değiştirilmesi sonucunu doğuracak yasal düzenlemeleryapılması Anayasa’nın 138.
  • 5651 Sayılı Kanun’un 8’inci maddesindeöngörülenprosedür,katalog suçlar olarak tâbir edilen; intihara yönlendirme, çocukların cinselistismarı, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlıkiçin tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumaroynanması için yer ve imkan sağlama ile Atatürk’e karşı işlenensuçlar ile ilgili suç şüphesi bulunan hallerde erişimi engelleme kararıalınmasına ilişkindir.

Ve 9/A maddesine göre verilen hâkim kararının birden fazlasulh ceza mahkemesi bulunan yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulutarafından belirlenen sulh ceza mahkemeleri tarafından verilebilmesini öngörendava konusu düzenleme, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yürütme organına(Adalet Bakanına) bağımlı yapısı ve işleyişi de nazara alındığında, başlıbaşına,yargı bağımsızlığı vekuvvetler ayrılığıilkesi ile bağdaşamazniteliktedir. 7) 6428 sayılı Kanunun üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile iptaliistenen 4. Nihâyet, “Mahkemelerin bağımsızlığı”,“Hâkimlik teminatı” ve “Kanunî (tabiî) hâkim” ilkelerini ihlâl eden birdüzenlemenin, Anayasamızın Başlangıç bölümünün 4. Paragrafında ifade edilen“Kuvvetler ayrılığı” prensibine de aykırılık teşkil etmesi kaçınılmazdır. Zirâ,“tabiî hâkim” ilkesinin ihlâli sonucunda erişimin engellenmesi kararını verecekolan hâkimlerin, yürütme organının her an tesiri altında kalma riski bulunanHâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenmesi “Mahkemelerinbağımsızlığı” ilkesine gölge düşürür. Mahkemeleri “bağımsız” olmayan bir yargıerkinin ise yasama ve yürütme erklerinden “ayrı” ve “müstakil” bir erk olarakkabûlü mümkün değildir. Maddesinde yer alan “hukuk devleti”ilkesi, “başlangıçta belirtilen temel ilkeler”e bağlı olduğuna ve “kuvvetlerayrılığı” prensibine de “başlangıçta belirtilen temel ilkeler” arasında yerverildiğine göre, dava konusu düzenleme, Anayasa’nın “Hukuk devleti” ilkesinibenimseyen 2. Maddesi ile bu maddede atıf yapılan Anayasa’nın Başlangıç bölümünündördüncü paragrafına açıkça aykırıdır; iptali gerekir.

Ancak, bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. Maddesinde yer alan güvencelereaykırı olamaz. Her temel hak ve özgürlüğün doğasından kaynaklanansınırları da bulunmaktadır. Anayasa’nın hak arama özgürlüğüne ilişkin 36. Maddesiylegüvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü ise bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden birini oluşturmaktadır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veyazarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulamaveya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararınıgiderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu, yargı mercileri önünde davahakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınmasıadil yargılamanın ön koşulunu oluşturur. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki biruyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önünegötürülmesi hakkını da kapsar. Bir mal veya hizmet alımı ya da yapım işi ihalesinin saydamlık,rekabet, eşit muamele, güvenilirlik, gizlilik ve kamuoyu denetimi ilkelerinegöre yapılıp sonuçlandırılmasında kamu yararı olduğu kuşkusuzdur. Yapılmış bir ihale için, yargı mercilerince verilen kararların gereklerinin,yargı kararı doğrultusunda değil de, ihale dokümanı ve sözleşmelerde geçmişeyönelik olarak gerekli düzenlemelerin yapılarak yerine getirilmesi ve işlerinbu düzenlemeler çerçevesinde yürütülmesi, adil ve hakkaniyete uygun olmamanınyanında kamu yararı ölçütüyle bağdaşmadığından Anayasa’nın 2. Maddesinin dokuzuncu fıkrasının, süreci devam edenihaleler ile sözleşmesi imzalanmış işlere de uygulanacağını öngören iptaliistenen düzenlemenin kapsamındaki şehir hastanesi projesi ihalelerin tamamıiçin idari yargı mercileri nezdinde davalar açılmış; bunlardan bir kısmı içinyürütmeyi durdurma kararı verilmiştir.

Anayasaya aykırılığınsürdürülmesinin, bir hukuk devletinde subjektif yararların üstünde, özenlekorunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukunüstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvencealtında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönündengiderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksamabulunmamaktadır. Maddesinin dördüncü fıkrasında, “Yasama ve yürütmeorganları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar veidare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerinegetirilmesini geciktiremez.””denilmektedir. Bu kuralda, mahkemekararlarına uymaktan, değiştirmemekten ve yerine getirilmesini geciktirmemektenyasama organı ayrık tutulmamıştır. Bu bağlamda, söz konusu işlerin ihalesine giren istekliler, 6428sayılı Kanundaki yasal kuralları ve idarenin hazırladığı “her bir proje için,ihale iş ve işlemlerinde kullanılmak üzere ön proje, ön fizibilite raporu,fizibilite raporu, temel standartlar dokümanı ile ihale dokümanı”na dayalıbelirsizliği bilerek ve isteyerek ihaleye katılmışlar; öngörebildikleririsklere karşı risk primini de hesaba katarak teklifte bulunmuşlardır.

Kesinleşme ne kadar erken olursa hak sahiplerinin haklarınakavuşmalarının da o kadar hızlı olacağı kuşkusuzdur. Ayrıca sürenin uzamasınıntereddütler oluşmasına, işlemler kesinleşmediğinden sürekli itirazedilebileceğinden hukuki belirsizliklerin yaşanmasına, hak sahiplerininhaklarına geç ulaşmalarına dolayısıyla da kamu hizmetinin aksamasına neden olacağıaçıktır. Kanun koyucu belirtilen olumsuzlukların yaşanmaması için kesinleşmesüresini otuz gün olarak öngörmüştür. Anılan süre sınırlamaları kamu düzeniyledoğrudan ilgili olan kadastro işlemlerinin hızlandırılması ve düzenli bir tapusicilinin oluşturulması bakımından gereklidir. Dava konusu ibarelerle öngörülensüreler, hak sahiplerinin haklarına bir an önce ulaşmalarını, belirsizlikiçerisinde kalmamalarını ve hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidialtında kalmamalarını sağlayacağından hukuki istikrar ve hukuki güvenlikilkelerine dolayısıyla da hukuk devleti ilkesine aykırı olarakdeğerlendirilemez. (10) Sözleşmenin feshi hâlinde sözleşme konusu işlerin hesabısözleşme ve genel hükümlere göre yapılır ve yüklenicinin idare ile ilişkisikesilir. Maliye Bakanlığınca Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmaz üzerindeyüklenici lehine tesis edilen üst hakkı herhangi bir yargı kararı aranmaksızıniptal edilir ve tapu idaresince resen terkin olunur. Bu durumda taşınmazüzerindeki tüm yapı ve tesisler sağlam ve işler durumda Hazineye intikal eder.Taşınmaza veya üzerinde bulunan yapı, tesis ve müştemilata yüklenici tarafındanzarar verilmesi hâlinde, zarar bedeli de yükleniciden ayrıca alınır. Bunlardandolayı, hak lehtarı veya üçüncü kişilerce üst hakkından kaynaklanan herhangibir hak veya talepte bulunulamaz. Sözleşmenin fesih tarihinde işlerin mevcutdurumu, idarece görevlendirilecek bir heyet tarafından yüklenici veya vekiliile birlikte tespit edilerek bir durum tespit tutanağı düzenlenir.

Madde kapsamındaki ihalelere ve sözleşmesitamamlanmış işlere de, yukarıda (1 numaralı başlıkta) incelenen 4. Maddenin 9.fıkrası hükümleri uygulanacaktır. Maddesinde, idarelerce ihalelere katılmaktangeçici yasaklamaya ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Maddesininbirinci fıkrasında, 83. Kanunların, kamu yararıamacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyetigözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle, yasakoyucunun hukukidüzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içindeadalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanmasıgerekir. Hukuk devletinde, Anayasa’nın açık kurallarıyla birlikte, hukukunbilinen temel ve evrensel ilkelerine de uygun davranılması gerekir. Başkabir deyişle, 5651 sayılı Kanunun 6518 sayılı Kanunla öngörülen değişikliktenönceki halinde, erişim engelleme tedbiri tek bir maddede belirtilen suçlar içinöngörülmüşken, değişiklikler ile birlikte, “kişilik haklarının ihlâli” ve “özelyaşamın gizliliğinin ihlâli” halleri için de bu tedbirin uygulanması söz konusuolmuştur. 5651 Sayılı Kanun’un 8’inci maddesindeöngörülenprosedür,katalog suçlar olarak tâbir edilen; intihara yönlendirme, çocukların cinselistismarı, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlıkiçin tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumaroynanması için yer ve imkan sağlama ile Atatürk’e karşı işlenensuçlar ile ilgili suç şüphesi bulunan hallerde erişimi engelleme kararıalınmasına ilişkmostbet. Burada sayılanların hepsi Türk Ceza Kanunuile 5816 sayılı Kanun’da tanımlanmış ve ağıryaptırımlara bağlanmış suçlar olup, madde metnine göre, suç şüphesi halindeerişim engelleme kararı; kovuşturma evresinde mahkeme, soruşturma evresindehakim, yine soruşturma evresinde gecikmesinde sakınca bulunan hallerdeCumhuriyet savcısı tarafından verilebilmektedir.